Gecekondudan Öğreneceklerimiz

Konu, 'Kentsel Dönüşüm' kısmında mainagioa tarafından paylaşıldı.

  1. mainagioa

    mainagioa Üye

    "Bu yazı gayrimenkulturkiye.com'dan alınmıştır"
    http://gayrimenkulturkiye.com/2015/01/09/gecekondudan-ogreneceklerimiz/

    Yoğun gecekondu alanlarında kamusal projeler gerçekleştiren Urban Think Tank ekibinin yaşam kalitesi, toplumsal adalet ve enformel şehircilik üzerine söyleyecek çok şeyi var. Fotoğraflar: Daniel Schwartz

    N. Gökçe Tüfekçi

    9 Ocak 2015

    93

    “İyi bir konut geliştirmek için yalnızca tek bir yol yok.” Bu cümlenin sahibi, Alfredo Brillembourg, dünyanın farklı noktalarında projeler üreten Urban Think Tank (U-TT) ofisinin kurucu ortağı. Brillembourg, 25 Kasım’da gerçekleştirilen Konut Konferansı’nda yaptığı sunumda gelişmekte olan ülkelerde proje üretmeye ilişkin önemli noktalara değindi. Sunumuna, “Bugün yıldız mimarlardan ve ürettikleri projelerden değil; kentler inşa edilirken konuşmaya dahil edilmeyen %99’luk kesimden bahsedeceğim,” diyerek başlayan Brillembourg’un enformel şehircilik, toplumsal adalet ve yaşam kalitesine dair söyleyecek çok şeyi vardı.

    U-TT çatısı altında gecekondu bölgelerinde başarılı ve yaşayan projeler geliştiren Brillembourg’a göre dönüşümde esas rol, “mikro-girişimciler”e ait. U-TT kurucusu, müteahhitlik ve bankacılık alanında mikro-girişimcilerin, bu tür bölgeleri dönüştürürken en çok gereksinim duyulan aktör olduğunu söylüyor. Ayrıca projelerinde sivil toplum kuruluşları ve yerel organlar ile irtibatta olduklarını belirten Brillembourg’un U-TT ekibiyle birlikte projelerinde en fazla hassasiyet gösterdiği noktalardan biri, işbirliği.

    Gecekondunun iyi tarafları

    Sunumunda günümüzdeki inşaat süreçlerinin hızını eleştiren Brillembourg, bir yılda inşa edilen projelerle gerçek bir kent yaratılamayacağını savunuyor: “Çocuklarınızı böyle bir yerde yetiştirmek istemezsiniz.” Brillembourg, kentlerin yavaş yavaş inşa edilmesi gerektiğini düşünüyor ve bir adım ileri giderek kent dokularının kalıcı olmasını da buna bağlıyor. İnsanların yaşadıkları kentin inşa sürecine dahil olması gerektiğini savunan bir mimar olarak, enformel yerleşim alanlarını bazı yönlerden destekteklediğini de söylüyor: “Gecekondu mahalleleri aslında normalden çok daha az enerji tüketen, organik tipolojiler. İnsanlara yaratıcı olmaları için fırsat verilmeli; kenti, içinde yaşayan insanlar inşa etmeli.”

    Brillembourg’un Venezuela, Karakas’ta kurduğu Urban Think Tank mimarlık ve kentsel tasarım ofisi, 1993’ten beri kapsamlı araştırmalar ve aktör çeşitliliğine dayanan projeler gerçekleştiriyor. Ofis, kenti bir laboratuar olarak ele alıyor ve yüksek yoğunluğa sahip gecekondu alanlarına yoğunlaşıyor. Şu anda merkezi Zürih’e taşınmış olsa da Urban Think Tank, Venezuela’nın yanı sıra Ürdün ve Brezilya gibi gelişmekte olan ülkelerin kentlerinde çalışmalarını sürdürüyor. Bu çalışmaların en yaygın ürünü ise “Vertical Gymnasium” adındaki projeleri.

    Araziye yayılmanın alternatifi: yüksekliği arttırmak

    Vertical Gym’ler kısaca, yoğun gecekondu bölgelerinde inşa edilen çok katlı spor yapıları olarak açıklanabilir. Bölgedeki çocuklar için bir tür “güvenli bölge” yaratma ana fikri üzerine, ilki Karakas’ta inşa edilen Vertical Gym’ler, kamusal alan fonksiyonu da görerek bölgede yaşayanların kentle iletişime geçmesini sağlıyor. Ama Vertical Gym’in asıl ilginç tarafı bu değil. Projelerinin çoğunda çok yoğun alanlarda çok küçük bir genişleme imkanıyla çalışan U-TT ekibi, mahalle sakinlerinin yaşam koşullarını sekteye uğratmamak adına Vertical Gym’ler için yukarı doğru yükselen şematik bir plan sunmuşlar. “Vertical (Dikey)” Gym adı da buradan geliyor. Bu yolla U-TT, civarda yaşayanlara rahatsızlık vermeden kullanılmayan basketbol, futbol sahalarını genişletmekten de fazlasını yaparak, alan büyüklüğünü üç-dört katına çıkarabilmiş.

    Karakas’taki ilk Vertical Gym’in inşa edilmesiyle bölgede suç oranı %30 azalmış. Aylık 15.000 kullanıcısı olan ilk projenin başarısını gördükten sonra U-TT, bu konsepti dünyanın dört bir yanındaki kentlerde de önerme yoluna gitmiş ve sporun sıcak bir gündem maddesi olduğu Hollanda, ABD, Ürdün, Hindistan ve Brezilya için yeni versiyonlar üzerine çalışmaya başlamışlar.

    “Yalnızca finansal yatırım sorunları gideremez. Genellikle en iyi etkiyi sağlayan tasarım olur, ama en önemlisi insanların bilinçli olmasıdır,” diyen U-TT ekibinden Daniel Schwartz ile Vertical Gym projesi, gecekondu bölgesinde proje geliştirmek ve İstanbul’da çalışma ihtimalleri üzerine konuşma fırsatı bulduk.

    “Vertical Gym”lerin dünyaya yayıldığını ve sayısının giderek arttığını biliyorum, ama genel olarak kimin veya hangi kurumların desteğiyle inşa ediliyor?
    “Vertical gym”in iyi tarafı, adapte edilebilir bir mimari sistem olması. Tek bir tasarımı olan, tek bir malzemeden yapılabilen veya tek bir maliyet seçeneği olan, durağan bir ürün değil. Bu da birlikte çalıştığımız “müşteri” türü yelpazesini genişletiyor. Venezuela’da yerel belediyelerle çalışan, rekreasyon alanları inşa etmek üzere yetkili olan fonlar bulduk. “Vertical Gym” ise çok uygun maliyetli, kaliteli bir seçenek olarak öne çıktı. Bunun yanı sıra, STK’lardan, hayırsever kuruluşlardan ve özel sektörden de teklifler aldık. Sonuçta iyi bir bina inşa etmek ve fonlamak için tek bir iyi yol yok. Mimari ve programın ekolojik, ekonomik ve en önemlisi sosyal açılardan sürdürülebilir olması, çok farklı müşterilerin ilgisini çekebilir.

    Yerel yönetimlerle işbirliği nasıl sağlanıyor? Yaratıcı ekiple yönetim organları arasında yaşanan genel anlaşmazlıklar neler? Türkiye’de kentsel dönüşüm bölgelerinde çalışan aktörlerin karşılaştığı en büyük zorluk, uygulamalara dair yasal düzenlemelerin stabil olmaması. Bunun gibi bir ortamda nasıl davranırdınız?
    Dünyanın farklı yerlerinde pek çok yönetimle çalıştık. Açıkçası plancıların, mimarların ve politikacıların işbirliğine yaklaşımı açısından ülkeler arasında çok büyük çeşitlilik var. Pek çok projemizin de ideoloji, yolsuzluk ve politik çıkarlar nedeniyle başarısız olduğunu söyleyebilirim. Ama bu, işimizin doğal bir parçası. Kentleri değiştirmek için, pek çok farklı aktörle iç içe geçmek zorundasınız. Devlet, her zaman bunlardan bir tanesi. Devletin iyi veya hiç çalışmadığı zamanlarda bile mimarın sistemi zorlaması ve değişimi yaratmaya çalışması gerektiğini düşünüyoruz. Aktivist mimarlıktan da kastımız bu -müdahale edip yetenek ve becerileri yaratıcı yollarla kullanmak. Yönetim organlarına, sokaklara, özel sektöre, her yere iyi tasarım hassasiyetini getirmek. Mimarlığı tepeden tırnağa bağlantılar oluşturmak için kullanmak. Toplumun yalnızca bir kısmı veya aktörlerden yalnızca biri için çalışamayız. Bundan daha büyük düşünmemiz gerek.

    Eğer devlet mekanizması, çalışılmayacak derecede bozuksa, ona katılın ve onu değiştirin, diyoruz. Mekanizmaların yapılaşmış çevreye gerçek etkisi konusunda kendimizi eğitmeli ve akıllıca bir etki yaratmak için uğraşmalıyız. Daha fazla mimar yönetime katılıp kente ilişkin politika ve yasal düzenlemeleri değiştirirse olabilecekleri bir düşünün.

    Sunumunuz sırasında, tek bir alanda büyük bir geliştirici yerine çok sayıda küçük geliştiriciyle çalışmayı tercih ettiğinizi söylediniz. Tek bir aktörle çalışmaktan daha zor değil mi bu?
    Yalnızca bir aktörle çalıştığımız zamanlar çok nadirdir. Para tek bir kaynaktan gelse de projelerimizde bütün paydaşları düşünmek için çabalıyoruz. Bina asla bağlamından bağımsız şekilde düşünülemez, bu nedenle toplumlara ve kentlere bütüncül bir yaklaşımla bakmalı ve projenin kimi etkileyeceğini anlamalıyız. Ve bu anlayış yükümlülük gerektiriyor. Bu bazen karmaşık tasarım ve planlama süreçlerine yol açsa da, doğru yapıldığında neredeyse her zaman daha iyi tasarım ve planlamaya ulaşıyorsunuz.

    Gecekondu alanlarında geliştirdiğiniz projelerde katılım ve güven hissini nasıl sağlıyorsunuz?
    İlk ve en önemli olarak, önerimizi sunmadan önce gerçekten çok araştırma yapıyoruz. Bu araştırma; dinleyerek, izleyerek ve konuşarak başlıyor. Kısacası, neye ihtiyacı olduğu hakkında bir öneride bulunmadan önce toplumla iç içe geçiyoruz. Eğer açık fikirli olduğumuzu ve işbirliği sağlama isteğimizde samimi olduğumuzu kanıtladığımızda, parçası olmadığımız toplulukların da güvenini kazanabileceğimizi gördük. Ancak bu, emek isteyen bir şey ve devamlı özen gerektiriyor. Genellikle bir projeyi düşünmemiz, tasarlamamız, hayata geçirmek için kaynak bulmamız ve gerçekleştirmemiz uzun zaman alıyor. Senelere yayılan bir süreçten bahsediyoruz ve bu sürecin her anında, paydaşlarla bağlantı halinde kalmaya devam etmemiz gerekiyor. Güveni hiçbir zaman çantada keklik sayamazsınız. Ortak his bu yöndedir. Güven bütün mimarlık uygulamalarının temeli olmalıdır.

    Memleketiniz olan Venezuela’da proje geliştirmek sizin için farklı bir yere oturuyor mu? Daha tanıdık bir çevrede çalışmak, örneğin gecekondu alanlarındaki projelerinizi farklılaştırıyor olsa gerek.
    Venezuela çok uzun zaman boyunca evimiz oldu ve inşa edilen projelerimizin çoğuna ev sahipliği yapıyor. Ne var ki son yıllarda uğraştığı ekonomik, politik ve sosyal dengesizlikler, Venezuela’yı giderek çalışılması daha güç bir ülke haline getiriyor. Hala buradayız, ama eskisinden çok daha az -ne yazık ki istediğimiz türden projeleri yapmak bizim için neredeyse imkansız hale geldi. Bu nedenle de kendi odağımızda biraz küreselleştik. ETH Zürich’te öğretim görevlisi olmamız da bize disiplinlerarası araştırma, eğitim ve hatta proje inşa etmek için mükemmel bir platform oluşturdu. Uluslararası tanınırlıkta ortakların yanı sıra Sao Paulo, Cape Town, Mumbai ve Atina’da yerel aktörlerle de projeler hayata geçirmeye başladık. Küresel ve yerel aslında çok farklı iki bileşen değiller – biri diğerini ne bakış açısı, ne işbirliği ne de etki açısından engelliyor.

    İstanbul’da hayata geçirmeyi planladığınız projeleriniz var mı?
    Planlanmış bir şey yok, ama biri bizimle çalışmak isterse İstanbul’da çalışmaya çok açığız. Kentin yoğunluğunda “Vertical Gym”in sunabileceği rekreasyon fonksiyonuna ve kentsel alana ihtiyaç duyulan çok fazla yer var. Buna benzer olarak, İstanbul’da iyi sosyal konut için yeni bir yol geliştirilmesi konusunda büyük bir ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Yıllardır konut çözümleri geliştiriyoruz ve İstanbul için en uygulanabilir konut stratejisi, Hollanda’dan Venezuela’ya pek çok yerde uyguladığımız büyüyen konut konseptimiz olabilir. Bu, temelde, kullanıcıların konutlarını çeşitli şekillerde düzenlemelerine ve zaman içinde geliştirmelerine ve genişletmelerine imkan veren bir sosyal konut modeli ve bu konsepti Türkiye’de denemeyi çok isteriz. Son olarak yüksek yoğunluklu alanlarda toplu taşıma alanında pek çok fikrimiz var ve yedi sene önce Audi Urban Future Challenge etkinliğinde İstanbul için bir hareketlilik vizyonu da sunmuştuk.
     

Sayfayı Paylaş