Alacağın Temliki

#1
Alacağın temliki, bir alacağın alacaklı tarafından başka bir kimseye devredilmesidir. Bu suretle borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, daha önceki alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır. Bu arada, temlik edilen alacak daha önceki alacaklının mamelekinden çıkarak yeni alacaklının mamelekine dahil olmakta, alacağı istemek hakkı da yeni alacaklıya intikâl etmektedir.

Sahiden, şayet alacaklı bir borcunu ödemek üzere alacağını temlik etmekteyse, bu temlik tediye kasıtıyla yapılmış olur. Meselâ benim size karz akdinden dolayı 100 lira borcum, başka birisinden de satım akdi dolayısıyla 100 lira alacağım varsa, bu alacağımı size temlik etmek suretiyle size olan 100 liralık borcumu ödemiş olurum.

Şayet alacaklı, alacağını bir başkası aracılığıyla tahsil ettirmek isterse, bu kimseye tahsil salâhiyeti verecek yerde alacağını ona temlik eder ki, bu halde alacağın temliki tahsil kasıtıyla yapılmış olmaktadır.

Şayet alacaklı, mevcut bir borcu için güvence olmak üzere alacağını kendi alacaklısına rehin edeceği yerde ona temlik ederse, bu halde alacağın temliki güvence kastıyla yapılmış olur.

TÜRLERİ

Alacağın temlikinin başlıca üç nev’i vardır:

A) Rızaî Temlik:

Rızaî temlik, alacağın temlik eden ile temellük eden arasında yapılan bir anlaşmayla temlik edilmesidir ki, Borçlar Yasamızın 162-172. maddelerinde tertip etmiş olan temlik nev’i de budur.

B) Kanunî Temlik:

Kanunî temlik, alacağın muayyen vakıaların gerçekleşmesi üzerine yasadan dolayı bir başkasına temlik edilmesidir ki, bunun en tipik örneğini ölüm vakıasının gerçekleşmesi halinde can veren kimseye (murise) ait alacakların yasadan dolayı mirasçılara intikâl etmesi teşkil eder. Burada alacaklar, rızaî temlikteki gibi bir hukukî muameleyle değil, spontane intikâl etmektedirler.

C) Kazaî Temlik:

Kazaî temlik ise, alacağın bir mahkeme kararıyla temlik edilmesidir. Meselâ mirasçılar mirasın taksiminde anlaşamadıkları için mahkemeye müracaat ederek taksimin hâkim tarafından yapılmasını istedikleri takdirde hâkim, bu talep üzerine payları teşkil edip mirasçılara tahsis eder. İşte hâkimin tahsis ettiği bu paylar içinde bulunan alacaklar mirasçıya mahkeme kararıyla intikâl etmiş olurlar.

KOŞULLARI

Alacağın temlikin karar dile getirebilmesi, kimi koşulların bulunmasına bağlıdır. Bu koşulları üç noktada toplamak olasıdır:

A) Bir Alacağın Mevcut Olması:
Alacağın temlikin mevzubahis olabilmesi için, evvelemirde temlik edilecek bir alacağın mevcut olması gerekir.

Kaide olarak bütün alacaklar temlik edilebilir. Böylelikle hali hazırda iktisap edilmiş (kazanılmış) bir alacak kadar ileride iktisap olunacak bir alacak da; keza muaccel bir alacak kadar bir vadeye veya koşula bağlanmış olan alacaklar da temlik olunabilir. Hattâ alacağın hukukî muameleden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya direk doğruya yasadan doğmuş olmasının da bir ehemmiyeti yoktur.
Kaide böyle olmakla birlikte, bunun istisnaları da vardır. Harbiden, kimi alacakların temlik edilemeyecekleri bizzat yasada belirtilmiştir. Buna örnek olarak nişanın bozulması halinde mükemmel nişanlı lehine doğan manevî tazminat hakkını zikredebiliriz.

Anlaşma:

Alacağın temliki, mahiyeti bakımından iki taraflı bir hukukî muamele, başka bir deyişle akittir; binaenaleyh temlik eden ile temellük edenin istemlerini karşılıklı ve birbirine uygun suretle beyan etmeleriyle olabilir.
Yasamız alacağın temlikinin «yazılı» şekilde yapılmasını öngörmektedir. Bu itibarladır ki, bir saygınlık şekli olarak yazılı şekle uyulmadıkça alacağın temlikinin hiçbir hükmü yoktur. Mamafih temlik senedinde (temliknamede) yalnızca temlik edenin imzasının bulunması kâfi olup, ayrı olarak temellük edenin imzasının bulunmasına gerek yoktur. Temlik senedine tarih konulması da koşul değildir.

C) Temlik Edenin Tasarruf Salâhiyetinin Bulunması:

Alacağın temlikinin hüküm dile getirebilmesi için, temlik edenin bu alacak üzerinde tasarruf salâhiyetine sahip olması da gereklidir. Kaide olarak alacak hakkı sahibinin, alacağı üzerinde tasarruf salâhiyeti vardır. Mamafih bir takım hallerde, meselâ iflâsta masaya dahil olan alacakları üzerinde alacaklının (müflisin) tasarruf salâhiyeti yoktur. Diğer taraftan, bir alacak üzerinde sahibinden başka kimselerin, meselâ kanunî veya akdî mümessillerin de tasarruf salâhiyetleri olabilir. İşte, alacağın temliki ancak alacak üzerinde tasarruf salâhiyeti bulunan kimseler tarafından yapılabilir. Temlik edenin tasarruf salâhiyeti bulunmadığı takdirde, yapılmış olan temlik hatırlı olmaz; temlikin hatırlı hale gelebilmesi için, alacaklının icazet vermesi; başka bir deyişle temliki sonradan onaylaması gerekir.

KARARLARI

Alacağın temlikinin kararlarını; temlik eden, temellük eden ve borçlu itibariyle ayrı ayrı incelemek icap eder.

A) Temlik Eden İle Temellük Eden Arasındaki Münasebet:

Alacak, temlik edilmekle temlik edenin mamelekinden çıkarak temellük edenin mamelekine dahil olur; binaenaleyh temlik edenin «alacaklı» sıfatı da artık son bulur, onun yerini temellük eden alır.
Alacak ile beraber alacağa bağlı olan «fer’i haklar» da yasadan ötürü temellük edene intikâl ederler. Bu itibarladır ki, alacak için gösterilmiş olan aynî ve şahsî teminatlardan, ezcümle rehin ve kefaletten artık temellük eden istifade eder. Keza getiri ve cezaî şart da temellük edene geçer. Bu arada temlikten önce doğmuş olan faizler de asıl alacakla birlikte temlik edilmiş olurlar.
Temlik edenin temlik ettiği alacak dolayısıyla mes’uliyetini yasamız temlikin ivazlı veya ivazsız olmasına göre ayrı ayrı tertip etmiştir.

Sahiden, temlik ivazlı ise, başka bir deyişle alacak bir bedel karşılığında devredilmekte bulunuyorsa, temlik eden «temlik vaktinde alacağın mevcut olduğunu» tekeffül eder. Böylelikle temlik vaktinde borçlu karşısında böyle bir alacak mevcut değilse, temlik eden bundan mes’uldür. Temlik edenin bu mes’uliyetinin kapsamına yalnızca almış olduğu karşılık ivaz, üremler, temlik dolayısıyla yapılmış olan giderler ve semeresiz kalmış dâva ve takip giderleri dahildir.
Temlik ivazsız ise, temlik eden temlik vaktinde alacağın mevcudiyetinden mes’ul değildir. Temlik edenin bu halde bile mes’ul olabilmesi için, onun bunu tekeffül etmiş bulunması gereklidir.
Temlik ister ivazlı ister ivazsız olsun, temlik eden, «borçlunun ödeme yeteneğinden» mes’ul değildir. Mamafih temlik eden, borçlunun ödeme yeteneğinden de mes’ul olacağını ayrıca taahhüt edebilir.

B) Temlik Eden İle Borçlu Arasındaki Münasebet:

Alacak temlik edilmekle temlik edenin mamelekinden çıkar ve temlik edenin «alacaklı» sıfatı da son bulur. Böylelikle temlik eden, borçludan edimini ifa etmesini isteyemeyeceği gibi, borçlu tarafından vâki olan ifayı da kabul edemez. Borçlu, edimini bundan böyle «temellük edene», yani «yeni alacaklı»sını ifa etmekle mükelleftir. Ancak, alacağın temliki borçlunun muvafakatini gerektirmediğinden, borçlunun bu temlikten haberi bulunmayabilir. Temlikten habersiz olan borçlu, hüsnüniyetle borcunu temlik edene, yani eski alacaklısına ifa ederse, borcundan kurtulur.
Eğer borçlu, alacağın temlik edilmiş olduğundan haberdar edilmiş bulunuyorsa, borcunu ancak temellük edene ifa edebilir; temlik edene ifada bulunmuş olduğu takdirde, temellük eden karşı da ikinci bir ifada bulunmakla yükümlü olur. Borçluya alacağın temlik edilmiş olduğunu temlik eden de, temellük eden de bildirebilir; bu ihbar rastgele bir şekle de bağlı değildir.
Alacağın kime ait olduğu ihtilâflı ise, diğer bir deyimle gerek temlik eden gerekse temellük eden sıfatıyla başkaları alacağın kendilerine ait olduğunu öne sürerek ifanın kendilerine yapılmasını isterlerse, borçlu her ikisine karşı da ifadan kaçınarak borcunu mahkemeye veya hâkimin göstereceği bir yere tevdi etmekle borcundan kurtulabilir.

C) Borçlu İle Temellük Eden Arasındaki Münasebet:

Temellük eden, borcun ifasını borçludan isteyebilir; ancak bunun için alacağı temellük ettiğini kanıtlaması gerekir ki, bunu da «temlikname»yi ibraz etmek suretiyle yapabilir.

Borçlu, temliki öğrendiği anda temlik edene karşı sahip olduğu def’i ve itirazları temellük edene karşı da ileri sürebilir.
 
Üst